Bir Sayfa Seçin

1. Bölüm

organic_biological_002

çayır humusu ile yetiştirilmiş 7 haftalık Border King mısırı

Organik tarım üzerine pek çok yazı kaleme alındı, bu alanda bayağı bir uzman mevcut. Bu yazılarda ibret verici bir unsur dikkat çekiyor: toprağın organik boyutu hiç ele alınmıyor.

Biz tarımla uğraşanlar toprağın biyolojik boyutu üzerine hiçbir şey bilmediğimizi itiraf etmekte zorlanıyoruz. Herkes gıda güvenliği ve gelecekteki gıda kıtlıkları üzerine ahlanır sızlanırken; toprak biyolojisinin sadece %2’sinin keşfedildiği bildiriliyor.

Her yıl milyarlarca dolar uzay araştırmaları, astronomi ve temel nükleer araştırmalara harcanırken, tarıma dair bilgiler esasen kâr amaçlı özel sektör şirketlerinin kontrolü altında. Bu tür tuhaf sorunlar incelenmiyor. Bu durum çiftçilere danışmanlık yapan ve onun finans akışını kontrol eden “uzmanların” işine geliyor. Hal böyleyken, çiftçiler her zaman profesyonel “yüksek teknoloji” çözümlere koşullandırılıyor.

Bize çelik ve camla “hijyenik” yaşamak ve “mikropların” üstesinden sabunla gelmek öğretildi. Doğanın bir parçası olduğumuzun ve kökenimizin topraktan ellerimizle yemek yemeye dayandığının ayırdında değiliz. Çocuklar artık mikroorganizmaların bulunduğu ve bünyeye girdiği yerlerde ya da çamurlarda oyun oynamıyor. Zavallı hayvanlarımız kimyasallarla arındırılmış, ölü topraklarda geziyor ve sistemlerinin gereksindiği mikroorganizmalardan mahrum kalıyor. Etrafımızdaki “zararlı böceklerin” çoğu yaşam döngülerinde bir toprak evresinden geçer. Örnek olarak kene, tırtıl, elma içkurdu, vb. gösterilebilir; bunlar biyolojik olarak ölü topraklarda hızla ürerler çünkü doğal avcıları artık orada değildir.

Bu resimde bizim topraklarımız nerede? Çiftçilerin bir kısmı, ekin saplarını parçalayacak mikroorganizmalar artık kalmadığından, hâlâ tarlalarda ekin saplarını yakmakta. Üstüne üstlük ateş toprağın üzerinde kalan son mikroorganizmaları da yakarak öldürmekte. Topraklarımız mahvedildi, suni gübreler, kimyasallar, böcek ilaçları, vb. ile kimyasala boğuldu. İnsanın işlediği topraklar Yeryüzündeki en kötü durumdaki, aşınmış biyolojik varlıktır, ama bizler gergedanlar ya da vahşi köpekler azalıyor diye şikayet ediyoruz.

Bütün mekanik ziraat mikroorganizmaları öldürüyor. Traktörlerimiz büyüdükçe verdikleri zarar artıyor. Traktörlerimiz ve uygulamalarımız şimdiye dek toprağı iyileştirmek ya da zenginleştirmek üzere değil, sadece yok etmek üzere geliştirildi; çünkü insan “süper avcıdır” ve en kısa sürede elde edeceği azami faydanın peşindedir sadece.

Bu yüzden, çiftçileri eğitirken, öncelikle ona toprağa saygı duymayı öğretmeli ve onun canlı bir biyolojik varlıkla birlikte çalıştığını anlamasına yardımcı olmalıyız. Lakin, insan toprakta bu mikroorganizmaları göremez, dolayısıyla neyle çalıştığımızı tahayyül etmemiz gerekir ki bunlara özen gösterelim ve doğru kullanalım. Tıpkı, göremediğimiz ama nasıl kullanacağımızı bildiğimiz elektrik gibi.

Toprak nedir?

Fiziken toprağı kumlu, milli, killi ve humuslu olarak ayırabiliriz. Kum ve mil mekaniktir, kil ve humus ise kimyasal tepki verir. Kimyasal olarak tanımlanabildiği, ölçülebildiği, vs. vs.den dolayı toprakbilimciler kil hakkında bayağı bilgi sahibidir. Buna dair muazzam bir bilgi mevcuttur; suni gübrelerle, yaprak gübreleriyle, gıda çözeltileriyle, vb. nasıl bitki yetiştireceğimizi biliyoruz. Bitkilerin bu şekilde kimyasal olarak beslenememesi ne yazık.

Toprağın biyolojik kısmı son 60-70 yıldır önemli olarak görülmemekte (ç.n.: Yeşil Devrimden beri). Toprağın humus unsuru ne yazık ki çok daha karmaşıktır ve bu alanda çalışan çok az uzman mevcuttur. Bitkilerin bu biyolojik humusla beslendiğini biliyoruz, ancak bu bereketli kısmın nasıl oluştuğu ve beslenme sürecinin nasıl gerçekleştiği henüz tam olarak bilinmiyor. Elimizden gelen sadece uygulamadaki denemelerin sonuçlarını, profesyonel, sağlam gözlemleri takip etmek ve bu kısmı nasıl doğru kullanacağımızı öğrenmek. Dünya toprağın bu boyutunun önemini kavrayana dek, bu konuda daha pek çok doktora tezi hazırlanması gerekecek gibi.

Biyolojik olarak Sağlıklı Toprak

Bahsettiğimiz humus kısmının, toplam toprak alanının %2’sine karşılık gelmesi gerektiği söylenegeldi genelde. Bu gerçekçi bir hedef değil çünkü bir hektarda %2’lik üst toprak 80.000 kilo gelir. Dolayısıyla bu miktarda humus istiyorsak, bu humusun oluşması için bir yerlerden 8.000 kilo azot bulmamız gerekir, çünkü humustaki azot oranı 1’e 10 veya 12’dir.

Ya da organik maddenin %2 olması gerektiği ifade edilir. Doğal Afrika çayırlarında [Afrika’nın güneyindeki açık, ormansız ya da seyrek ağaçlı otlaklar] organik maddenin çayır köklerinin ihtiva ettiği kadar, yani %0,025 civarında seyrettiğini görürüz, ki bu kadarıyla iyi bir üretim gerçekleşir.

Bu humusun parçalarında biyolojik unsurların karmaşık bir bileşim oluşturduğu ve etkileşim sergilediği unutulmamalıdır; çünkü, toprağın yaşayan canlı kısmı (kolaylıkla yok ettiğimiz kısmı), bakteri, mantar, nematodlar ve diğerlerinden oluşan bütün bir mikroorganizma yelpazesinden başlayıp, toprak solucanı büyüklüğündeki canlılara varasıya, katmanlar halinde beslenen avcıların oluşturduğu karmaşık bir dengeye sahiptir.

Bu yapıda çürükçül (saprofitik) mikroorganizmalar (organik maddeyi parçalayan organizmalar), bitki besin maddelerini çoğaltan ya da bitki kök yaşamıyla simbiyoz halinde olan veya humus yaratan mikroorganizmalar yer alır. Dolayısıyla, ölü topraklara organik madde eklemek genellikle toprak verimliliğine pek etki etmez. Kompost uygulamalarının humus oluşumuna pek ez katkı sağladığını görmekteyiz. Beş yıllık incelemelere göre, her yıl uygulanan kompostun sadece %20’si yeniden saptanabiliyor. Toprak yapısı üzerindeki toplam etki asgari düzeyde çünkü kompost kimyasal olarak gübre özelliği gösteriyor. Kompostta yer alan mikroorganizmalar toprak mikroorganizmaları yelpazesini içermiyor.

Tropiklerde Çiftçilik

Buna bir örnek tropiklerde Güney Afrikalı çiftçilerin mısır ekmek üzere mevcut yeşilliği temizlemesidir. Toprak güzel, yağmur istikrarlı, verim yüksektir.

Ancak, altı yıl sonra, gri yaprak lekesi, Diplodia ve termitler işleri son derece zorlaştırır. Daha yakından incelendiğinde, organik madde kaybının bodur kök nematodlarının olağanüstü artışına yol açtığı görüldü; o denli yaygınlaşmışlardı ki, artık hiçbir şey üretemez duruma gelmişlerdi.

Şimdi artık Brezilya’da, Zambiya’da, vb. niye sürekli kesim ve temizlik yapıldığını, yeni arazilerin açıldığını, ormanların niye yok edildiğini, sonuçta da iklim değişikliğinin, “kes ve yak” uygulamalarının ve yerel nüfusun iki yılda bir göç etmesinin ortaya çıkışını anlayabiliriz. Bir de üstüne, bölgenin tamamı avlanmak üzere bölge sakinlerince Temmuz, Ağustos ve Eylül’de yakılmaktadır.

Peki çözüm nedir? Toprağın biyolojik kısmını yerine koymak ya da yeniden oluşturmak durumundayız. Bu denge sağlandığında, termitlerin artık bir sorun oluşturmadığı ve bereketin tırmandığı kanıtlanmıştır.

2. Bölüm…

yazının aslı: http://permaculture.org.au/2011/03/10/organic-biological-natural-farming-2/

çev: hira doğrul